Cemalnur Sargut

Cemalnur Sargut, hocası Samiha Ayverdi tarafından 1966 yılında kurulmuş olan Türk Kadınları Kültür Derneği’nin (TÜRKKAD) İstanbul Şubesi Başkanlığı görevini yürütmektedir. TÜRKKAD, Cemâlnur Sargut’un liderliğinde tasavvufun kişi ve toplumların ortak dili, ortak nefesi olabileceği inancıyla her kesimden bilim, kültür ve sanat insanını, manevi şahsiyeti ve her düzeyden dinleyiciyi bir araya getiren uluslararası sempozyumlar* düzenlemektedir.

 

Cemalnur Hanım, bugünkü eserleriniz akademik bilgileri ve bunların çok ötesinde, güçlü bir ortam ve aileden beslenmeyi işaret ediyor. Siz nasıl yorumluyorsunuz?

Doğru, mutasavvıf bir ailede doğmak hakikaten bir lütuf. Çünkü ailenin içinde hiç acı keder olmuyor. Genellikle Allah’ından memnun bir aile içine doğuyorsunuz. Yani aynı şeye çok pesimist bakan bir ailenin yerine optimist bakan bir ailenin içinde kalıyorsunuz. Mesela 60’da babam ihtilalde içeri alındığında secde eden bir anneyle karşılaşıyorsunuz, “çok şükür” diye. Birçok ailede felaket diye yaşanan hadiseler bizim ailelerimizde ne büyük lütuf diye karşılanır.

Normal olarak ben de itirazlar ettim. Felsefeye merak sarıp pesimist olduğum bir devre de yaşamadım değil.  Ben felsefenin akli yönüyle meşgul olmuştum, manevi yönüyle değil. O bakımdan da çok rahatsız olmuştum. Aynı durumda olanlar hep tereddütle, şüphede yaşayan insanlara da akıl vermede daha büyük tecrübe oluşturuyor. Âdemin yapısında günahtan Allaha ulaşmak var. Zira Hz. Mevlana benim bulunduğum yerde hatadan başka bir şey yok ama senin olduğun yerde de aftan başka bir şey yok diyor Allaha seslenirken. Dolayısıyla da böyle bir ortamda büyüdüğüm için çok şanslıyım.

İlim iki türlüdür biliyorsunuz. Biri akli biri keşfi ilim. Gönlün idrak ettiği ilim kalıcı, aklın idrak ettiği ilim ise maalesef geçici oluyor. Ebedi nasibimizde de var olmuş olacak ki bazı hadiseleri daha farklı yorumlama yoluna gittik. Aslında genç kızlığımdan beri yazmaya meraklıydım. Birçok hikâyem de okul gazetesinde çıkmıştı ama böyle bir gün yazar olacağım aklımın köşesinden bile geçmiyordu. Bu alemde hiçbir şeyin sonradan olmadığını, ezeli kabiliyet ve nasiple alakalı olduğunu düşünüyorum. Programlayan Allah böyle bir düzen kurmuş, ben onun söylediği yönde hareket etmeye çalışıyorum o kadar. Onun için de mutluyum.

Siz kimya mühendisliği mezunusunuz. Kimya mühendisliği ve tasavvuf arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

Bilgisi ile Allah arasında bağlantı kuran alim Allah katında çok kıymetli oluyor. Hangi ilme sahip olursa olsun onunla Allah arasında mutlaka ilişki kurmalı. Ben kimya mühendisliğine kimya hocamı çok sevdiğim için girdim doğrusunu isterseniz. Kimyayı da çok seviyordum. Kimyanın baştan aşağı Allah ilmi olduğunu sonradan öğrendim. Öğrendiğim ilk şey kimyanın pozitif ilim olmadığı idi. Halbuki pozitif, kalıcı değişmeyen ilim demektir. Mesela atomun modelini hala kimse bilmiyor. Ben 20 sene de öğretmenlik yaptım. Zamanla kimyanın iç yüzüne vakıf olmaya başladım. Bir kere çok şok olduğum bir hadise yaşadım. Üniversite son sınıftaydım. Organik kimyam çok iyiydi. Annemin bir arkadaşı bana yağ lekesini nasıl çıkaracağımı sordu. Ben de “nereden bileyim” dedim. Organik kimya okumuyor musun diye sordu. Okuyorum dedim. O an şunu anladım ki, ben bir şeyleri öğreniyordum ama uygulamayı hiç bilmiyordum. Maneviyatta da böyle. Çok şey biliyorsunuz ama uygulamayınca hiçbir faydası olmuyor. Bu beni canevimden vurmuştu.

Cemalnur Sargut Hanımefendi, yurtiçi ve dışı konferanslar, senede birkaç kez düzenlenen sempozyumlar, internet radyo programları, katıldığı televizyon söyleşileri ile birçok seveni, öğrencisi olan bir yazar ve gönül insanı.”
Türkkad İstanbul başkan-lığını yürütüyorsunuz. Tüm bu konferans, sempozyum, yeni kitaplar yazma… her birini nasıl yetiştiriyor-sunuz?

Aslında burasını anlamak mümkün değil. Mucize olarak görmelisiniz ki zaten Allah’ın her yaptığı bir mucize. Ben 38 kiloyum ve yaşım 60.

Aslına bakarsan sıfır enerjiyle yaşamamam lazım. Fakat bu manevi beslenmenin maddi beslenmeden çok daha önemli olduğunu öğrendim. Allah’ı konuşmadan yaşadığın an ölüsün. Mesela ölü gibi gittiğim bir konferanstan Allah’tan bahsettiğim ve çıktığım zaman o kadar yüksek bir enerji ile çıkıyorum ki. Yani insanlar anlamalı ki enerjiyi veren yiyecek değil maneviyat. Manevi lokmalar. Burayı anladığımız zaman yemek için olan aşırı düşkünlüğümüz gidiyor. Zaten İbn-i Arabi’nin çok güzel bir sözü var. Bütün şehvetler ölür, yemek şehveti ölmez diyor. Onu ancak kalbimizle, gönlümüzle ve aklımızla dengelemeliyiz.

Her sene verdiğiniz Dost Ödülleri’nin sahiplerini neye göre belirliyorsunuz? Çalışmalar nasıl yürütülüyor?

Hazırladığımız bir program bittiğinde ve çok beğenildiği zaman o gece hiç uyumam. Ertesi sabah, ertesi senenin programını hazırlarım kafamdan. Sabahın beşinde Belgin Hanım’ı ararım ve derim ki bunu yapalım bu sene, inşallah Çehar-ı yar-i güzini, 4 halifeyi işlemek istiyorum. Hemen bir sene önceden kitaplarının çalışması başlatılır. Bugüne kadar hiç hazırlanmamış bir kitap olmalı. Onun için her yeri kaynak olarak kullanarak kitap hazırlıyoruz. İçindeki eserler özel olarak müzelerden seçiliyor. Kimler onlar hakkında doğru çalışmayı yapmış, kimlere ödül vermeliyiz. Bunun için batıdaki arkadaşlarla doğudaki arkadaşlar bir arada karar veriyoruz.

Çocukların hazırlanmasına ne zaman başlıyorsunuz? Programları profesyonel organizasyon şirketleri değil siz yapıyorsunuz bildiğim kadarıyla. Bu çalışmada nasıl hareket ediyorsunuz?

Karşılamadan uğurlamaya kadar her şey  özel kontrol edilir tek tek. Mesela her program öncesinden çocuklara derim ki: Dövseler sesiniz çıkmayacak. Çünkü bilin ki peygambere hizmet ediyorsunuz ve bundan daha büyük lütuf olamaz. Bugün çok ağır geçebilir derim. Çocuklarım da hep edep içinde yapmaya gayret ediyorlar.

Konferans ve sempozyumlarınız iki şehirden oluşuyor genelde. Bunun sebebi nedir?

Türkiye’deki beynelmilel ilk İbn-i Arabi sempozyumu bize nasip oldu. Tüm dünyadan profesörler geldi. Bir prensip kararımız var. Bu tip çalışmalarda ilk önce İstanbul’da başlayıp sonra, medfun bulundukları şehirde sonlandırmak. Mesela kendileri Şam’da yattığı için Şam’da bitti. Konya’da Sultan Veled gibi, Kayseri’de Tirmizi Hazretleri gibi.

Bu sene programınız kimin üzerine olacak?

Hacı Bayram Veli Hazretleri inşallah. Yalnız ben Hacı Bayram Veli Hazretlerini Ankara’da yapmak istiyorum. Çünkü o hep Ankara’yı göstermiş. Başkent olarak gösteren hazret de o. Dolayısıyla çok önemli bu. Çok büyük bir sempozyum olmasını arzuluyorum.

Tasavvuf ile insanların buluşmasında Nefes’in yerini nasıl tarif ediyorsunuz?

Nefesin kelime anlamı biliyorsunuz. Halk-ı cedid. Yani Allah her nefeste insana yeniden üfler ve yeniden yaratır. O yüzden inşallah nefes adı gibi güzel olur da yaratıcı etki oluşturur. Nefes’in gayesi başka hiçbir tarz kitap basmamak. Yani sadece tasavvuf kitapları basarak onun dışında hiçbir şey yapmamak. Gelir amaçlı değil kuruluşumuz. Gayemiz bu dünyada tasavvufta insanlık alemine nasıl hizmet edebileceksek o kitapların ortaya çıkmasıdır.

Soru bir kitabı elinize aldığınızda neye bakarsınız?

Tabii siz şimdi bir matbaacı olarak soruyorsunuz. Aslında şimdi sadece yazarına bakıyorum. Eskiden tüm kitapları çok zevkle okurdum. Ne gelirse. Tarihi, siyasi hatta macera kitabı… Ne bulursam okurdum. Ki onun da çok faydalarını gördüm. Fakat şimdi artık her kitabı okuyamıyorum. Ancak ruhun içine işleyen, bana bir şey öğreten kitaplara ihtiyacım var. Onun için yazarları beni etkiliyor. Tabii mesela görüntüde kapağın çok önemli olduğunu yeni yeni öğreniyorum. Yayınevleri sayesinde. Ama içerik çok önemli benim için. Tasavvufi bir içerik yoksa insanı Allaha götüren bir şey yoksa, hikaye yoksa, etkilenmiyorum. Onun için maddi birini okuyacaksam, Paul cohelyo’yu tercih ediyorum. Çünkü onlarda da Allaha götüren bir varlık var, çok şükür.

Sizleri yurt dışına davet eden ve ülkemize gelip programlarınızı takip edenler, kitaplarınızın kendi dillerine de çevrilmesini istiyorlardır. Kitaplarınızın uluslararası okuyuculara ulaşması için nasıl bir çalışma yürütülüyor?

Bu konuda 15 yıldır söylememe rağmen maalesef geç bile kaldık. Fakat kitaplarımızda çeviri yaparken Türkçe, Arapça, Farsça ve İngilizce ile tasavvufa hakim bir lisan heyeti oluşturmamız gerekiyor. Yoksa anlam değişmeleri, yorumlar girebiliyor. Bir çeviride kendi yorumunu yazmış çevirmen. Onu yeniden çalıştık. Veya bir kelimeyi, cümleyi fazla görüyorlar, çıkartıyorlar. Hemen düzelttik. Özünü koruyan bir çeviri yapılması gerekiyor. Kenan Rufai Hazretlerinin “Şerhli Mesnevi”sini 6 senede tercüme ettik. Şimdi Amerika’da çok ünlü bir yayınevinde çıktı. Yine “Dinle” adlı eserimiz, sadece tasavvufi eserler yayınlayan bir yayınevinden çıkıyor. Şu an acil şekilde profesör arkadaşlarımız “Ey İnsan”ı bekliyorlar.

Sosyal medyada da sizleri görüyoruz. Buraları nasıl kullanıyorsunuz?

Ben direkt olarak ilgilenmiyorum. Facebook’ta yer alan hesabımı oğlum devraldı. Bilgi ve iletişim için açık bir kanal. Twitter’da ise bir öğrencim Kenan Rufai Hazretlerinin mesnevisinden cümleler yazıyor. İnsanlar da onu takip ediyorlar. Bazen kısa bilgiler veriyorlar. Zaten internet sitemizde programımız açıkça yazdığı için herkes kendine kolay gelen yerden bizi takip ediyor.

 
Cemalnur Hanımefendi, özellikle tasavvuf kitaplarında çeviri yaparken Türkçe, Arapça, Farsça ve İngilizce ile tasavvufa hakim kişilere ihtiyaç duyulduğunu düşünüyor. İçine yorum karıştırılmadan, öz halini yansıtarak. Kitaplarından bazıları: Hz. Şit, Dinle, Aşktan Dinle, Yasin, İnsan, Bakara, Kabe’nin Hakikati, Peygambere Sevdirilen Kadın…”

Tasavvuf ile ilgili son olarak birkaç cümle alabilir miyiz?

Okuyucularımıza bildirmek istediğim bir tek şey var ki bu yol bir hizmetçilik yolu. Bu yol benlik yolu değil. Ben bilirim yolu değil. Bilakis hiçbir şey bilmediğimizi, hiç olduğumuzu, bir hizmetçi olduğumuzu her gün idrak etmenin yolu. İkincisi mesela ben burada toplantı yaptığımda hep onu söylerim. Eğer biriniz birinize ters muamele ederseniz, ben derneği de kapatırım yayınevini de. Çünkü biz iş yapmak için bu aleme gelmedik, insan olmak için geldik. Önemli olan birbirimize hizmet etmek, güzel davranmak, iyi geçinmek, hürmet etmek. İnsan ünsiyet sahibi demek. Başkasıyla iyi geçinen demek. O bakımdan önce insan sonra iş.

Cemalnur Sargut’un kitaplarından bazıları:  Hz. Şit, Dinle, Aşktan Dinle, Yasin, İnsan, Bakara, Kabe’nin Hakikati, Peygambere Sevdirilen Kadın.

Röportaj: Müberra Kondu

best wordpress themes - wordpress themes 2012 - wordpress travel themes